You are currently viewing Şerefin Bedeli: Ghost of Tsushima İncelemesi

Şerefin Bedeli: Ghost of Tsushima İncelemesi

  • Reading time:10 mins read
  • Post comments:0 Yorum

Giriş: Tsushima Adası’na Dürüst Bir Bakış

İncelenmeye ve üzerinde konuşulmaya değer diğer bir oyun: Ghost of Tsushima. 2020 yılında PS4 için piyasaya sürülen, ardından PC ve PS5 sürümleriyle oyuncularla buluşan Ghost of Tsushima, 13. yüzyıl Japonya’sında geçen, temelde bir açık dünya aksiyon-macera oyunudur.

Ana silahınızın oyun boyunca kılıç olduğu, bol bol düşman doğrayacağınız, sık sık Moğol kampı temizleyeceğiniz ve sanat tasarımına aşık olup oyunun bazı bölümlerinde durup manzarayı seyredeceğiniz bu yapımı farklı başlıklar altında incelemek istiyorum. Amacım, oyuna başlamayı düşünenler için karar verme mekanizmasında dürüst bir rehber olmak.

Önemli Uyarı: Yazının hikaye bölümü biraz spoiler içermektedir, aman dikkat. Sonra sövmeyin.

Bir Ahlaki Dilemma

Komutan Hotun Han
Komutan Hotun Han

Ghost of Tsushima’nın açılış sahnesi nefes kesen bir muharebeyle başlıyor.  Yıl 1274 ve Kubilay Han’ın komutanlarından biri olan Hotun Han, Japon Adası Tsushima’yı istila etmek istiyor. Buna karşılık vermek ise adadaki şerefli samuraylara düşüyor. Bozkırda yetişmiş, hayatı atın üstünde ve savaşarak geçmiş ve savaşın kurallarını kendilerine göre düzenleyen pragmatik bir Moğol ordusu söz konusu. Her türlü entrikayı, dalavereyi ve savaş alanındaki kurnazlıkları tecrübe etmiş Moğolların savaş için geliştirdikleri etik değerler ile samurayların ki birbirinden çok farklı. Bu değerlerin ve anlayışların çarpışmasını çok güzel bir biçimde hikayeye yedirerek Ghost of Tsushima bizlere sunuyor. 

Samurai code gerçekleştirilecek olan savaşın göğüs göğüse, mertçe ve gözlerine bakarak gerçekleşmesi gerektiğini söyleyen temel ve vazgeçilemez bir kanundur. Samurayın şerefini oluşturan kısımdır. Oysa hikayenin girişinde ise düello için gelen bir samurayın karşısına çıkan Hotun Han, elindeki içkiyi (sake olabilir) samurayın üzerine döküp elindeki meşaleyi fırlatıyor ve daha göğüs göğüse çarpışamadan samuray, yanarak hayatını kaybediyor. Aslında oyunun hikayesinin bu sekansında savaş halinde olan bu iki imparatorluğun savaşa ve insan hayatına olan bakış açıları gözler önüne serilmekte ve oyuncuya bir ahlaki dilemma bırakmaktadır: şerefli bir samuray olup oyunu bilinen ya da onların bildiği kurallara göre oynamayan Moğollara karşı samuray kanunlarına sıkı sıkıya bağlanmak mı ölüm pahasına yoksa hayatta kalmak ve Japonyayı istiladan kurtarabilmek için yeni savaş şartlarına adapte olmak mı? Machiavelli ve Kardinal Richelieu takdir ederdi Hotun Han’ı. 

Post-Truth Çağında Bir Modern Hotun Han

Aslında Jin Sakai’nin düştüğü bu ahlaki ikilem, modern dünyadan ve yaşadığımız post-truth çağdan çok da uzak değil. Hakikatin önemsizleştiği, algıların, hazzın ve pragmatizmin kutsandığı günümüz dünyasında; hedeflerine ulaşmak için etik değerleri, sadakati ve yazılı olmayan kuralları kendi çıkarına göre büküp bunu rasyonalize eden pek çok modern ‘Hotun Han’ ile karşılaşıyoruz. Soru ise zamansız: Sistemik çürümenin getirdiği bu kirli ve oportünist kuralları bilerek, omurgasız bir adaptasyonla makyavelist bir güce tapmak mı yoksa bedeli ne olursa olsun erdemi koruyup entelektüel ve ahlaki bir omurgaya sahip kalabilmek mi? Jin Sakai’yi o şerefli samuray kimliğinden sıyırıp bir ‘hayalet’ olmaya iten süreç tam olarak bu ahlaki sınavın başladığı yerdir. Yazıdan alakasız bir kısım burası, çok da takmayın içimden geldi.

Yan Görevlerin Gölgesinde Kalan Ana Senaryo

İşte söz konusu istiladan geriye kalan birkaç samuraydan birisi olan Sakai klanından Jin Sakai, Moğol tehlikesini Japon anakarasından def etmek istiyor. Oyun farklı hikaye gruplarına sahip: ana görevler, yan görevler ve karakter hikayeleri aslında temelde. Oyunun ana görevleri çok kısa. Gerçekten çok kısa. Güzel bir oyun yapmışsınız tasarım şahane, mekanikler özgün ve akıcı ancak bu kadar kısa bir hikaye bu oyuna yakışmış mı be. Yalandan birkaç bir şey daha ekleseydiniz bari. Hal böyle olunca ana görevler yan görevlerin ve karakter görevlerinin gölgesinde kalıyor. Neyse canınız sağolsun yine de oynatmayı başarıyorsunuz farklı fonksiyonlardan dolayı.

Çeliklerin Dansı: Savaş Mekanikleri ve Oynanış

Ghost of Tsushima Duruşlar
Oyundaki Duruş Teknikleri

Vuruş hissi aaaabiiiiii diyenler için Ghost of Tsushima bu konuda bir başyapıt (tabi Sekirodan sonra, o kadar da değil). Versatil bir kılıçla aksiyon mekaniği ortaya koymuşlar. R1 ya da sol click spamlemek yerine oyunda ilerledikçe açtığınız 4 farklı samuray duruşu (Taş, Su, Rüzgar, Ay) var ve bunlar düşman tiplerine göre anlık strateji değiştirmenizi zorunlu kılıyor. Kalkanlı düşmana karşı farklı, mızraklıya karşı farklı bir duruş sergilemek savaşı jenerik bir tuşa abanma eyleminden çıkarıp sözüm ona bir satranç müsabakasına dönüştürüyor.

Samuray Şerefi mi Hayalet’in Karanlık Gücü mü?

Ghost kimliğine bürüneyim ve gizli gizli işlerini bitireyim diyorsanız  ya da bir başka deyişle mertçe göğüs göğüse çarpışmadan, düşmanları arkadan sinsice bıçaklayıp sis bombası attığınızda oyun size o karanlık gücü hissettiriyor. Ancak bunu yaparken Jin Sakai’nin yaşadığı o içsel şeref çatışmasını siz de oyun kolunun başında hissediyorsunuz. Yerine kendinizi koyduğunuzda mantığınız yeri gelir ghost olurum yeri gelir en delikanlı samuray olurum derken kalbiniz ben şerefli bir samurayım ve samuray kanunlarına uymakla yükümlüyüm de diyebilir. Ya da ne gerek var böyle bir şeyi düşünmeye de diyebilirsiniz.

Sanatsal Tasarım ve Atmosfer

Ghost of Tsushima Jin Sakai
Jin Sakai

Oyunun sanatsal kısmında müthiş bir ince işçilik söz konusu. Atla yolculuk yaparken bir anda bir manzaraya dalıp gidiyorsunuz uzaklara. Yeri gelir bir dağın başında Caspar David’in (galiba Türkçe hali “Sis Denizinin Üzerindeki Gezgin”) tablosunu canlandırabilirsiniz. Işıklandırma detayları olağanüstü. Güneşli bir havada ya da günbatımında bir dağın üzerinde görsel şölenin keyfini çıkarabilirsiniz. Stresli bir gününüzün ardından iyi gelecektir emin olun.Oyunun sunduğu Kurosawa Modu ise sanatsal tasarımı bambaşka bir sinematik zirveye taşıyor. Siyah-beyaz filtre, grenli kamera efektleri ve rüzgarın sesini daha çok ön plana çıkaran ses tasarımı, bizi 1950’lerin o kült samuray sinemasının tam göbeğine bırakıyor. Feodal Japonya’nın o melankolik, şerefli ve bir o kadar da kanlı atmosferi, adanın her köşesinde kendisini hissettirmeyi başarıyor.

Son Söz: Ghost of Tsushima Zamanınıza ve Paranıza Değer mi?

Eğer optimizasyon sorunlarından arınmış, PC veya konsolda yağ gibi akan, fast travel işlevini anında gerçekleştiren, hem göze hem de samuray estetiğine hitap eden bir aksiyon-macera oyunu arıyorsanız, Ghost of Tsushima kesinlikle zamanınıza ve paranıza değer şüphesiz. Oyun size içi boş bir açık dünya sunmuyor; sizi bir nevi felsefi bir ikilemin tam ortasına bırakıp harika bir kılıç dövüşü vadediyor. Tarihsel atmosferleri seviyorsanız ve kuralları yıkarak hayatta kalmaya çalışan bir samurayın dramatik hikayesine tanıklık etmek istiyorsanız, bu oyunun hakkı listenizin üst sıralarıdır. 

Bir yanıt yazın